11 Ağustos 2009 Salı

14. EFSANE : ALMADAN VERME EKONOMİSİ "VİKİNOMİ"

Tıpkı ABD’de son bir yıldır yaşanan ekonomik gelişmeler gibi. Sadece adı “resesyon” değil, ama öteki herşey resesyon döneminde olanlarla, yaşananlarla birebir aynı. Internet altyapısının getirdiği sosyo-ekonomik gelişmeler ve dönüşümler de aslında Marksist hedeflerle, vizyonla müthiş benzerlik gösteriyor.

Ama kimse interneti ya da onunla ilgili bir olguyu Marksist olgularla yanyana anmak istemiyor. Hatta detayları aşağıda belirtilen Vikinomi modeli konusunda temel kitap olan ve bir süre önce Türkçe’ye de çevrilen “Vikinomi – Kişisel İşbirliği Herşeyi Değiştiriyor”da bile bu hususa özellikle değilmiş. “Aman ha sakın yanlış anlamayın; burada bahsettiğimiz şey komünizm değil” diye. (Vikinomi, Don Tapscott, Anthony D. Williams, MediaCat Kitapları).

VİKİNOMİ NEDİR?

Vikinomi’nin özü almadan vermeye dayanıyor. Almadan vermek deyince hepimiz şöyle bir durup irkiliriz. Neden? Çünkü almadan vermemek için bunun sürekli olamayacağı düşüncesini gündeme alırız derhal. Kim buna karşı geçerli bir anti-tez üretebilir ki? Sürekli almadan ver; nereye kadar?

Vikinominin özündeki almadan vermek, güçlü temeli olan destekler sayesinde ilgi çekiyor. Almadan vereceğiniz şey, verdiğinizde size bir şey kaybettirmeyecek kategoride olmalıdır. Diyelim ki haftada bir saatinizi başka birisi için belli bir işi yapmak üzere ve hiçbir karşılık beklemeden harcıyorsunuz. Eğer bunu haftada bir saat kayıp zaman olarak görmüyorsanız, almadan verebiliyorsunuz demektir.

Böyle bir yaklaşım üzerine nasıl bir ekonomi inşa edilebilir? Bakış açınızı, paradigmanızı değiştirebilirseniz, bu sorunun cevabı size ters gelmeyecektir.

Diyelim ki hayatınızı sürdürmek üzere gereksinim duyduğunuz maddi, manevi getirileri elde edecek faaliyetlerde bulunan birisiniz (işiniz var, sosyal hayatınız var vb). Bu yaşam standardlarınızdan ödün vermeden, internet üzerinden, zevkle yapabileceğiniz, merak duyduğunuz bir konuda yeni bir şey üretiyorsunuz, ya da yeni bir şey üreten ekibe katılıyorsunuz.

Bu öyle bir şey olmalı ki karşılığındaki tek beklentiniz, “Bunu da Deniz yaptı” diye adınızın anılması. O kadar.

Peki bu size nasıl dönecek; bundan nasıl bir ekonomi doğacak? Şöyle: Eğer birisi kalkıp da sizin “verdiğiniz” o konuda ticari bir yatırım yapmaya karar verirse ve o konudaki uzman kişiler içinde önceki verdiklerinizden yola çıkılarak sizin de adınız geçerse, yapılacak o yatırımda size de profesyonel bir rol düşebilir.

Unutmayın; bu bir olasılık. Yaptıklarınız hiçbir şeyin teminatı değil. Olabilir! Ama siz zaten böyle bir beklenti içinde olmadan “verdiğiniz” için, ayrıca verirken yaşantınızın gerek ekonomik gerekse de sosyal yönünden kısıntı yapmadığınız için, olursa ne ala, olmazsa ne gam!

LINUX’UN DEVRİM YARATAN HİKAYESİ

Pek tatminkar gelmedi mi? Peki dünya üzerindeki gerçekleşmiş bazı örneklere bakalım. Mesela bu konudaki en yaygın örnek Linux adlı işletim sisteminin gelişimi. Eskiden büyük boy bilgisayarlar zamanında Unix adlı bir işletim sistemi vardı. Unix, akademik çevrelerde çok sevilen ancak ticari açıdan IBM’i alt etme konusunda sıkıntı çeken bir yazılım idi. Küçük bilgisayarlar (PC’ler) ve onların işletim sistemleri (Dos, Windows, vb) ortaya çıkınca unixperver ve Amerikalı-olmayan, Finlandiyalı Linus Torvalds oturup, Unix’i küçük bilgisayarlarda çalışabilecek şekilde dönüştürdü ve adını da Linux koydu.

Torvalds’ın yaptığı bu işin yazılımsal boyutuna burada girmeyelim. İşteki deha telif konusundaydı. Torvalds yazdığı kodların tamamını internet üzerinden tüm dünyaya bedava olarak açtı ve tüm dünyaya şu mesajı verdi: “Ben bu kadarını yaptım. Pek çok eksiklikler var. Siz de unixin PC’lerde çalışması konusuna ilgi duyuyorsanız, eksik gördüğünüz parçaları tamamlamak üzere kolları sıvayın; başlayın kodlamaya”.

Belki inanılmaz gelecek ama bu mesaj dünyanın dört bir yanından destek yankıları aldı. Müthiş bir linuxmania yaşandı. Kaleye ilk mum dikenlerden bir çekirdek ekip oluştu. Bu ekip bir yandan kod geliştiriyor bir yandan da dünyanın her yanından gelen yeni kodların linux’a entegre edilmesini sağlıyorlardı.

Üretilen Linux, tüm dünyaya bedava olarak sunuldu. Dileyen alıp bilgisayarında kullanabilir hale geldi.

Sonra? Küçük bilgisayarlarda işletim sistemi macerasında Microsoft’a yenilen IBM konuya ilgi duydu. Kendi personelini, linuxçuların koyduğu kurallara uyacak şekilde ekibe dahil etti. Böylece IBM’deki görevi ne olursa olsun linux dünyasında kendilerine verilen angarya işlere koştular. Ama IBM bu yaklaşımı sayesinde Linux’u kendi ilgili bilgisayarlarında çalışan bir işletim sistemi olarak dünyaya lanse etmeye başladı. Linux macerasına atılan pek çok kişi de IBM’de kendine iş buldu.

Bu kişiler, Linux’a zaman ayırırken maddi bir beklenti içinde değillerdi. Zaruri düzeyde maddi bir gereksinim içinde de değillerdi; kazançları vardı. IBM’in gelip Linux’a yatırım yapacağını da bilmiyorlardı.

Önce almadan verdiler. Sonra da tesadüfen birisi gelip onlara bir şey verme teklifinde bulundu.

Süreci bu şekilde tamamlamak adına bu “almadan verme” mottosunu şöyle dönüştürmek elimizde: Bugün insanların telif ödeyerek edindikleri bir konu hakkında hiçbir beklentiniz olmadan öyle bir keşif yapın ki insanlar o şeyi bedava elde edebilir hale gelsinler. Bunun sonucunda size de maddi, manevi getirisi olacak bir teklif gelebilir.

Bu süreçte kişiyi motive edecek şey iki boyutlu bir olgudur. Birinci boyutta bireyin bir “görev bilincine” sahip olması gerekir. İkinci boyutta ise kişinin bu görev bilincini herhangi bir karşılık beklemeden, zamanını güzel geçmesini sağlayacak bir faaliyete adaması ve bunun sonucunda da sadece kendisi için değil, başka bireyler için de fayda sağlayıcı bir şey üretmesi yer almaktadır.

Özde görev bilinci olmadan bu süreçte başarı elde edilemez. İnsanlar için, insanlık için yepyeni bir şey yapmak, hem de hiçbir karşılık beklemeden bunu gerçekleştirmek, müthiş bir insanlık sevgisini ve görev bilincini gerektirmektedir.

Ekonomik hareketliliğin herşeyi etkilediği böyle bir dünyada, görev bilincinin üstüne bir de hiçbir karşılık beklemeden bir şey üretmeyi ekleyin. İşte Vikinomi! Internetle başlayan yeni ekonominden de öte yepyeni ekonomi modeli.


WIKIPEDIA, LEGO, APPLE

Linux örneği fazla teknik geldiyse başka popüler bir örneğe bakalım. Zaten bu ekonominin adı da bu örnekten geliyor. Tahmin edileceği üzere bu örnek Wikipedia’dır. Dünyanın en liberal ansiklopedisi. Ya da kendi mottolarıyla söylemek gerekirse “Ücretsiz Ansiklopedi”.

Wikipedia, bütünüyle okurlarının yazdığı maddelerden oluşmaktadır. Wikipedia’nın kurucuları ve birkaç çalışanının kuruldukları günden beri yapmadıkları bir şey varsa o da harıl harıl ansiklopedi maddesi yazıp webe koymak olsa gerek. Onun yerine okurlarının bu işi yapmalarını sağlayıcı altyapı üzerinde çalışmaktalar. Ansiklopediyi ise okurlar kendileri yazıyor.

Wikipedia öyle bir sahiplenilmiş durumda ki bugün pornografi gibi hoş olmayan türdeki konularda Wikipedia’ya eklenecek bir maddenin sitenin fahri polisleri tarafından tespit edilip silinmesi iki dakikanın altındadır.

Bu fahri polislerin derdi ne? Wikipedia onlara aylık maaş mı veriyor? Hayır. Ancak eğer diyelim ki siz Avrupa Futbol Şampiyonalarında yapılan maçlar, atılan goller vb konularını kendinize hobi edinmişseniz, Wikipedia’ya gidip hem bu konudaki bilgilerinizi tüm dünya ile paylaşırsınız; hem de bu konuda bir başkası yalan yanlış bir şey yazarsa diye bu konuyla ilgili maddeleri sürekli gözlem altında tutar gerekli yerlerde müdahalelerde bulunursunuz.

Bu kadar yetki ile donanmış bireyler nasıl olur da bunu suistimal etmezler diye sorabilirsiniz. Cevabı basit: Güven dijital kültürün kabul edilmiş asgari müştereklerinde önemli yer teşkil eden bir unsurdur. Dijital kültürdaşlar, net kuşağı mensupları, netizenler ilişkilerini güvensizlik değil güven üzerine inşa etmişler ve etmektedirler.

Vikinomi bildiğimiz haliyle ekonominin pabucunu dama atıp ona yeni bir alternatif olarak ortaya çıkma iddiasında değil. Daha ziyade ekonomiye, özellikle de müşteri ilişkilerine çok farklı bir açıdan bakılması gerekliliğinin altını çiziyor.

Hepimizin bildiği Lego firması buna güzel bir örnek teşkil etmektedir. Lego Mindstorms serisi ile kutudan çıkan parçalarla kişinin hareket edebilen robotlar yapmasını sağlayacak setler üretmeye başlar. Kısa bir süre sonra “büyük çocuklar”ın o parçalardan yepyeni şeyler yaptığını görürler. Gerek yazılımları gerekse de parçaları “hack”leyen bu büyük çocuklara karşı Lego’nun ilk tavrı klasiktir: Lego onları telif haklarına aykırı davranmaktan mahkemeye vermekle tehdit eder.

Ancak aldıkları tepki sonucunda biraz daha yaratıcı düşündüklerinde bunun hiç de olumsuz bir şey olmayabileceğini keşfederler. Bugün Lego’nun müşterileri adeta Lego’nun AR-GE departmanı gibi çalışmaktadır. Lego’nun ürettiği her türlü yazılımı ya da oyun setini değiştirme, yeni oyun setleri yaratma ve bunu Lego’ya sunma hakları var. Lego da bunları diğer Legocularla paylaşmakta; yeni oyun setleri olarak piyasaya sürmekte.

Müşteri bugüne dek pasif bir şekilde tüketici pozisyonundaydı. Ancak dijital ortamın sağladığı lojistik kolaylık nedeniyle bu pasiflik ortadan kalkmakta, müşteriler firmaların aktif üreticileri durumuna da gelmektedir. Müşterilerine yaklaşımını bu vizyon çerçevesinde şekillendirecek olan firmalar, Vikinomi döneminde öne çıkacak, rakiplerini geride bırakacaklardır.

Firmaların müşterileriyle böyle bir ilişki, iletişim ya da daha doğru bir tabirle etkileşim kurabilmeleri için öncelikle vizyonlarında müşteriyi konumlandırdıkları yeri yeniden gözden geçirme gerekliliği gelmektedir.

Örneğin Apple firması bugün hala Lego kadar cesur değildir. iPodçular her ne kadar ipodları “hack”lemek ve ondan yepyeni şeyler üretmek için Apple firmasının, ipodlarla ilgili bazı bilgileri açmasını talep etmekte olsalar da Apple bu konuda kesin bir tavır içindedir. Apple bu tavrını sürdürmede daha kaç yıl dayanacak; bekleyip göreceğiz.

Vikinomi türünde bir ekonomi elbette ki sadece oyundaki tek bir oyuncunun arzusu ya da bilgi düzeyi ile gerçekleşebilecek bir model değil. Eğer müşteriler pasif kalma konusunda ısrarcıysa firmanın yaratıcı pazarlama stratejileri onu ne kadar aktif yapmaya yönlendirse bile başarılı olamayacaktır.

Öte yandan bu realite de ipe un serecek türde bir bahane olarak kullanılmamalıdır. Çünkü yıllardır hangi ekonomik modelde ve hangi kültürde olursa olsun bireyler tükettikleri konularda her zaman “şu şöyle olsaydı daha iyi olurdu” bakış açısından olmuşlardır. Türkiye özelinde de müşteri konumundaki bireylerin benzer bir duyarlılıkta olduğunu söylemek hatalı olmayacaktır.

Ancak Vikinomi çerçevesinde risk nedir diye bir değerlendirme yapıldığında, listedeki bir numaralı madde hala bireylerde yaşamlarını daha kaliteli hale getirmek üzere, bu konularda intrnet altyapısıını kullanma arzusunun, bilgisinin, bilincinin yaygın olarak bulunmadığı realitesidir (bkz Türkiye’de internet kullanım istatistikleri).

Bu tür tespitler aynı zamanda o toplumun ne kadar “bilgi toplumu” özelliklerine sahip olduğunu göstermesi açısından da önem arz etmektedir.

Dijital kültür, sanal alem, internet altyapısı firmaların müşterileri ile olan dialoglarına yepyeni bir boyut getirmektedir. Bu öyle devrimsel bir aşamadır ki bundan önceki tüm devrimlerde kaybetmiş olsa da bu devrimde aktif rol oynamasını bilecek firmalar, şimdiye kadarki açıklarını kapatacak derecede başarı elde edebilme potansiyeline de sahip olacaklardır.

*** Pİ - Pazarlama ve İletişim Kültürü Dergisi Sonbahar 2008 (2008/04) sayısında yayınlanmıştır

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder