25 Kasım 2009 Çarşamba

18. EFSANE : LÜKS 2.0 YA DA BİLGİ YAKAR

Bilgi kime lazım? Internete erişim ile bilgi edinmeyi birbiriyle paralellik arzeden iki olgu olarak ele alırsak, ABD kaynaklı şu istatistikler oldukça düşündürücü. ABD’de yüksek gelir grubunda yer alan bireylerin internet erişim hızları daha iyiyken düşük gelir grubundaki bireylerin internet erişim süreleri daha uzun.

Yıllık geliri 75 bin doların üstünde olanlar haftada ortalama sekiz saatin altında internete erişirken, yıllık geliri 25 bin doların altında olanların erişim süreleri 12 saate yakın (Kaynak: Avi Goldfarb, Jeff Prince, 2008)

Bu istatistik ilk bakışta çelişkili bir durum içermiyor. Şöyle bir yorum yapılabilir: Bilgiye daha çok ihtiyaç duyan internette daha uzun süre geçiriyor ki gelir düzeyin yüksek olanlarla arasında olan dijital uçurumu kapatabilsin, daha çok bilgi edinerek gelir düzeyini yükseltsin.

Oysa gelir düzeyi düşük olup da birbuçuk misli daha uzun süre internette kalan bireylerin bu süre zarfında internette ne yaptıklarına baktığımızda oraya farklı bir tablo çıkıyor. Bu kişiler çoğunlukla chat yapmak ya da oyun oynamak üzere internette zaman geçiriyorlar.

Keza internette daha az zaman geçirdiği tespit edilen üst gelir grubundaki bireyler ise bu süre zarfında bankacılık işlemleri yapıyor, günlük hayatını idame ettirmek için gerekli olan zaruri bilgileri arıyor, kısacası bilgi dağarcığını artırıcı faaliyetlerde bulunuyor.

Öte yandan Türkiye, Avrupa ülkeleri içinde ayda ortalama 32 saat ile internette en çok zaman geçiren ülke (Kaynak:comScore, Mayıs 2009). Bu süre zarfında neler yapıldığına baktığımızda en popüler işlerin gazete/dergi okumak, eposta almak/göndermek, chat yapmak, müzik dinlemek/indirmek, webcam ile video görüşmesi yapmak olduğunu görüyoruz (Kaynak: DPT, Bilgi Toplumu İstatistikler, Mayıs 2009).

Bu eylemlere baktığımızda interneti bilgi edinmek, yaşam kalitemizi artırmak amacıyla kullanıyoruz demekte zorlanırız. Öte yandan gelir düzeyine göre kıyasladığımızda da yüksek gelir düzeyindeki bireylerin interneti daha az olsa da yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla kullandıklarını tespit edebiliyoruz.

Bu tespit sadece internet kullanımı ile sınırlı değil. Dünyanın her yerinde gelir düzeyi yüksek bireylerin yaşamlarını incelediğimizde tipik olarak, güne daha erken başladıklarını, daha çok çalıştıklarını ve “eğlenmeye” daha az zaman ayırdıklarını kolayca tespit edebiliriz.

Bu tabloya bir başka açıdan bakmak da olası. Bireyin maddi imkanları geliştikçe bir günde yaşayacağı saat sayısı artmıyor. Onun da günü 24 saat ile sınırlı. Hal böyle olunca gelir düzeyi yüksek bireyler, gelir düzeyi düşük bireylerin düşündüklerinden farklı olarak, niceliğe değil niteliğe önem verir hale geliyor.

Nitelik kaliteyi beraberinde getirse de nitelikli, kaliteli bir yaşamın bileşenleri belki de hatalı ya da popüler bir sıfatla “lüks” olarak değerlendirilebiliyor. Nitelikli, kaliteli bir yaşam ile lüks yaşam arasındaki nüans tam olarak ayırt edilemediğinden olacak, gelir düzeyini yükseltmek lüks bir yaşam için yeterli bir koşul olarak algılanıyor. Doğrusu yüksek gelir düzeyine sahip olmak kaliteli bir yaşam için ne yeterli ne de aslında gerekli bir önkoşul.

Bugünün lüks tüketimini oluşturan lüks markalar aslında dünün nitelikli, kaliteli yaşamının bir özdeğer olarak kabul edildiği dünyasının ürettiği mirastır. Bu değerin ortaya çıkış sürecinde bilgiyi ileten lojistik imkanlar bu denli yaygın değildi. Miras biraz da bundan istifade ederek birikti, gelişti. Bu miras ondan istifade eden, etmeyen herkesin ortak (ama orantısız) fedakarlığı sonucunda oluştu.

Bugünün bilgi(sizlik) dünyasında da bu miras yine “hak eden”, “hak etmeyen” ayırımı yapılmaksızın, bireyin maddi imkanlarına dayanarak orantısız olarak tüketilmekte.

Lüks markaların gelişim ve tüketimi süreciyle bilgi olgusunu en iyi ele alan anektodlardan bir tanesi birkaç yıl önce tüm internette popüler bir hikaye olarak yerini aldı. Dünyanın belli şehirlerinde mağazası olan önemli bir marka, birkaç bin dolarlık kadın çantalarını mağaza bazında tuttuğu bekleme listelerini baz alarak satar durumdaydı. Yani cebinizde o çantayı alacak paranız, mağazanın deposunda da çanta olsa bile bir yıla yaklaşan bir süre listede beklemeden mağaza size o çantadan satmıyordu. İşin ilginci konuyu takip eden herkesin bunun çantanın az üretilmesiyle ilgili olduğuna kanaat getirmiş olmasıydı. Bilginin boşluğunu efsaneler, hikayeler doldurur.

Oysa ebay açık artırma sitesinde tesadüfen marka giysiler satmaya başlayan bir Amerikalı bunun hiç de stok ya da üretimle ilgili olmadığını keşfetti. Kriter daha ziyade bireyin müşteri olarak o mağazadan belli bir meblağda alışveriş yapmasını “beklemek” idi. Bir başka deyişle bu ünlü marka, bireyi belli bir mağazasının müdavimini haline getirmeden ona o çantadan satmıyordu.

ebay sitesindeki imkanı ciddi bir fırsata dönüştüren bu kişi, o markanın olmadığı şehirlerdeki iştahlı müşterilerine mal yetiştirme konusunda öyle bir seviyeye geldi ki ebay üzerinden mağaza fiyatının daha üzerinde fiyatlarla mal satmaya başladı. Bu sayede harcama hacmi arttı ve sonunda bir gün alışveriş sonunda tesadüfen sorduğu bir mağazadan o çantayı almayı başardı. (Mağaza görevlisi, o kişinin harcama hacmine bakarak, onu aylarca bekletmeden çantayı satma “gafletinde bulundu”).

Bunu keşfeden ebayci Avrupa’nın ilgili şehirlerini dolaşarak yüksek miktarda alışveriş yapmaya, bunun yanında maddi imkanı olan her bayanın rüyalarını süsleyen o çantadan da aylarca beklemeden edinmeye başladı. Tüm bu malları ve çantaları ebayde yüksek bedellerle sattı.

Bu süreç nihayet o ünlü markanın durumu anlamasına kadar sürdü. Bu süre zarfında uyanık girişimciye düzinelerce çanta satmış olduklarını fark ettiler. Hemen ertesinde de onu kara listeye aldılar. Bugün o kişi o markanın dünyadaki hiçbir mağazasından alış veriş yapamıyor. Ancak o güne dek kazandıkları bir yana bu hikayeyi kitaplaştırıp bir de Hollywood filmi olması için senaryosunu satınca herhalde bir daha alışveriş yapma gereği de kalmamıştır.

Bu yaşanmış hikayeyi bir de Müşteri İlişkileri Yönetimi açısından ele alalım. Bu ünlü marka bilgi çağının istifade edilmezse tehdit oluşturabileceğini algılayabilmiş olsaydı, bilgiden nasıl istifade edebileceğini irdeleyebilirdi. Örneğin tüm mağazalarının stoklarını ve müşterilerini merkezileştirebilir ya da merkezileştirdiyse verileri bu gözle değerlendirebilirdi. Böylece örneğin o uyanık müşteriye o değerli çantalardan düzinelerce satmadan önce durumu tespit edebilirlerdi.

Konuyu bilgi olgusu açısından irdelediğimizde ise ortaya yapay dahi olsa hoş bir durum çıkmaktadır. Tıpkı içerisi dolu olmadığı halde bazı restaurantlara ya da gece kulüplerine girmeden önce kapıda uzunca bir süre bekletilmenin hoş bir durum haline gelmesi gibi.

Bilgi oksijen gibi. Bir yandan canlıların yaşaması için olmazsa olmaz bir öge diğer yanda ise önüne gelen herşeyi yakabilme gücüne sahip. O halde sorun bilgide değil. Onu nasıl ele alacağımızda, onunla ne yapacağımızda.

Bugünün bilgi ile delik deşik edilmiş dünyasında lüks olgusunun yeri nedir? Şu an var olmayan yepyeni bir lüks marka yaratılabilir mi? Bilgi dünyasının nimetlerinden istifade edenler konu lüks tüketime geldiğinde masaya yepyeni bir paradigma getirebiliyor mu yoksa onlar da mevcut lüks dünyanın nimetlerinden istifade etme yolunu mu seçiyor?

Bilgi toplumunun neferlerinden generallerine kadar masaya getirdikleri bir paradigma varsa o da mütevaziliktir. Gündeme satın aldıkları gayri menkuller ile gelmiyorlar da DNA’larını inceleterek, başlarına gelme olasılığı yüksek olan genetik hastalıklarla mücadele etmek için araştırma faaliyetlerine yüzbinlerce dolar harcama ile geliyorlar. Bir hamburgerin bin dolara satıldığı restaurantlarda yemek yemiyorlar da onun yerine gençlik günlerinde gittikleri en ucuz hamburgeri satan restaurantlarda yemeye devam ediyorlar.

Yaşam kalitelerini yükseltiyorlar ama bunu yaparken arabaları lüks tüketim durağından geçmiyor. Dünyanın en zengin kişisi Bill Gates, bilgi dünyasından elde ettiği milyarlarca dolarlık servetini insanlığın iyiliğine harcayan vakfa bağışlayabiliyor.

Lüks olgusu Lüks 2.0 denilebilecek bir evrededir. Bu evrenin temel farkı yeni gelen üyelerin giderek daha büyük bir kısmının yaşam kalitesi ile lüks olgusu arasındaki farkı öğrenmiş bireylerden oluşmasıdır. Bugün lüks yaşam, lüks tüketim, lüks markalar varlığını bir süre daha devam ettirecekler, çünkü dünya üzerinde hala global ya da bölgesel krizleri fırsata çevirerek bundan maddi kazanç elde edenler var. 90lı yıllarda bu kategoride başı çekenler eski Doğu Bloku ülkelerinin yeni işadamları idi. 2000li yıllarda bunları Çin, Hindistan gibi ülkelerde sivrilenler izledi. Ancak bu yapay durum giderek azalmakta. Bilgi yakıcı etkisini giderek artan bir düzeyde gösteriyor.

Lüks olgusunun bugüne kadarki en büyük sorunu yeni gelenlerin asimile edilmesi idi. Ancak bilgi toplumunun fertlerini kendisine çekemediği sürece sorun da şekil değiştirecek. Orada dışarıda lükse alternatif bir dünya oluşacak. Nitelikli, kaliteli yaşam olgusunun lüks içermeden var olabileceği giderek daha çok insan tarafından idrak edilecek. Kırılma noktasına ulaşıldığında da bu lüks olgusu için sonun başlangıcı olacak. Doğal olarak bunu idrak edip, “lüks marka” olmayı “kaliteli marka” olma şekline dönüştürenler yeni dünyanın galipleri olacak. Bu ya bugünün lüks markalarının dönüşmesiyle ya da bugün hiç varolmayan yeni markaların ortaya çıkmasıyla sağlanacak.

*** Pİ - Pazarlama ve İletişim Kültürü Dergisi Güz 2009 (2009/04) sayısında yayınlanmıştır

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder